Eve dönmek, çoğu zaman koltuğa yığılırcasına kendini bırakmak ve uzun süre gözlerini açmadan sessizliği dinlemek demek... Taa ki yorgunluk ayak parmaklarından akıp gidene dek... En azından kısa bir süre için...

Bu akşam da önce böyle yaptı Özden, ama sonra ayağa kalktı... Çayını demledi önce, en büyük bardağa doldurduktan sonra müzik listesine Leyla ile en sevdikleri şarkıları attı, ne zamandır planladığı bir e-postayı yazmaya koyuldu...

" Canım kardeşim,

Bana her seferinde senden küçük olduğumu hatırlatsan da ben seni hep daha uçarı, daha ele avuca sığmaz bulurdum, biliyorsun, artık alınmayacağından emin olarak yazıyorum bu satırları sana, hem kim bilir, ortayaş bunalımına girdiğin vakit sana kardeşim demem için yalvarabilirsin de...

Şaka bir yana Leyla'm, e-postana bu denli geç cevap verdiğim için çok ama çok özür dilerim; senin orada kısıtlı imkanlar içinde bana ulaşmanın üzerinden kaç gün geçti, belki de bu süre içerisinde bakamadın bile... Ama olsun, son postanı okuduğumdan beri hep aklımdasın, ne zamandır yazamıyor olsam da...

Seni hep yolladığın son fotoğraftaki halinle hatırlıyorum; Sudan'dasın, etrafında bir sürü çocuk var, yorgunsun, bir kaç kilo daha zayıflamışsın, güzel mavi gözlerin ışıl ışıl, gülümsüyorsun, hem de daha evvel çok nadir yakaladığım bir biçimde... Seni o karede görüyorum... Dingin, ve ummadığım kadar olgun...

Bana, sınır tanımayan doktorlardan biri olmak istediğini ilk söylediğin zamanı hatırlıyorum; ve ilk kez bana söylediğini... Sana destek olacağımı nereden bildin, o çocuksu ruhun nasıl emin oldu bundan? Sanki yıllar sonra benim de her şeye sırtımı dönüp gideceğimi sezermiş gibi... Ben bilmeden evvel sen sezdin sanırım...

Ahde vefa mı sayarsın bilmem ama ben de ilk kez sana söylemiştim, yarım yamalak bir telefon konuşmasında. Benim haberimi seninkini kutlar gibi kutlayamadık, ama olsun... Hep yanımdaydın ve cesaret veriyordun, biliyorum...

Seninkilerin çıkardığı bir kitabı tutuyordum geçen gece ellerimde, "İnsancıl Hukuk Sözlüğü"nü, sanki bazı kavramlara tekrar tutunmaya ihtiyacım varmış gibi, yeniden ve baştan yazmaya ihtiyacım varmış gibi... Adalet, insanlık, hukuk, yaşam hakkı... Tümünü bir kez daha gözden geçirmek zorunda kalıyorum Leyla, çünkü yaşamdan evvel tanımlamaya çalışmanın ne denli anlamsız kaldığını fark ediyorum artık.

Sen de mi öyle yaptın canım? Su ararken mi tanımladın suyu yeniden? Umut ararken mi beynindeki sözlükte umudu yeninden yazdın?.... Düşmemek için koştuğumu fark ediyorum, yalnızım ve yalnızlıktan korkuyorum, bildiğin gibi değil...

Ne gariptir, acı çeken insanların yanında ruhlarımızı ateşe tutar gibiyiz... Ateşle temizlenir gibiyiz, onlardan beslenir gibiyiz... Kendi acılarımızı valizlerimize koyduğumuzu fark etmeden kaçar gibiyiz... Neyden, kimden? Bunları sormaya başladığımızda başlangıç noktalarımızın ne kadar geride kaldığını fark ettik mi?

Kendini bulmak için cephelerin gerisinde olmaya mı ihtiyacın vardı? Bir AIDS'li annenin kollarındaki çocuğu görmeye mi ihtiyacın vardı? Bunları sana ne kadar çok sordum hatırlar mısın? Bana yozlaşmış fikirlerden ve ucuzlayan değerlerden kaçmaya çalıştığını söylediğinde bunun gerçekten işe yarayıp yaramayacağından sen bile emin değildin. Ama o fotoğrafta gördüm ki, şimdilik doğru yerdesin canım... Yine de herkesin kendini bulmak için kilometrelerce gitmemesini umut ediyorum... Eminim ki sen de bir istisnasın...

Beni sorduğunu biliyorum, senin kadar ilginç deneyimler aktaramayacağım için affet. Bir Hollywood filmindeki Afganistan sahneleri yok burada, daha dingin ve hissedilen bir acı var daha çok... Elle tutulur yoğunlukta adeta... Bir gecede yıkılmamış bu şehir... Yavaş yavaş terk edilmiş, bu nedenle toprak, tüm acıyı içine almış, şimdi kan kusuyor desem yeridir... Bastıkça hissediyorsun...

Bir kız çocuğu için ağladım geçenlerde, bunu senin gibi onlarcasını gömen birine söylediğim için kendimden utanıyorum, seni şimdi daha iyi anlıyor olduğumu söylediğim için de utanıyorum kendimden, bir kez daha...

Bir başka çocuk, ilk geldiğim sıralarda, küçük avuçlarıyla bana taş atıyordu, kim olduğumu bilmeden hem de; kadınlar onlardan biri olmadığımın farkında, temkinliler hep, saygı uyandırabilirim ama bu yabancılık hissi berbat, anlatamam...

Her şeye rağmen burada olmayı bin kere daha tercih ederim, biliyorsun... Hem sonra bir kardeşim oldu artık, hayır bu kez gerçekten benden küçük ve bana seni hatırlatıyor, aynı deli fişek bakışlara sahip... Zorla enerjisini hapsetmeye çalışıyor, kıpır kıpır... 16'sına girmek üzere bir genç kız ve bir kahramana aşık, ya da aşıktı demek lazım, kim bilir...

Seninle pencerenin önünde "Hero"yu dinliyorduk, hatırlıyor musun? O zamanlar sanırım hala insanlara olan inancımızı yitirmediğimiz çok naif, çok güzel zamanlardı... Bir kahramana inanmayalı ne kadar oldu bilmiyorum; o zamandan beri kendi hikayelerimizin kahramanları olmaya kalkıştık sanırım. Ama ben, aramaktan çoktan vazgeçtiğim bir yerde onlardan birine rastladım... Ruhumu ele geçirilmiş gibi hissediyorum, hem de hiç fark etmeden, bir kale nezaketle kuşatılır mı Leyla? İlk kez oluyor bu, ve nasıl tedirginim anlatamam... Hayır, sana aşık olduğumu söylemiyorum tamam mı, aşık olmak istemiyorum, unut bunu...

Daha fazla şey sorma yalvarırım, ne cevap vereceğimi bilmiyorum. Bu konularda hep beceriksizdim ama şimdilerde hepten çuvallar oldum, biliyorsun...

Kendine dikkat et olur mu... Seni bir kez daha görebilme zevkinden beni mahrum etme...

Sevgilerle..."

Gönder tuşuna basmadan evvel bir kez daha okumadı Özden, okusaydı nereleri silerdi, çok iyi biliyordu...

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu

Etiketler : Sınır tanımayan doktorlar, Leyla, Özden

Yorum Gönder

Adınız :

Yorum Başlık:

Yorumunuz:

0 yorum yazilmistir