Mola (8.Bölüm)

19/9/2009

Hatırlamıyordu... Takvime ancak bir tarih atmaya ihtiyacı olduğunda bakıyor, geçen günler onda zaman kavramını uyandırmıyordu.
Ama artık annesi her gün arar olmuş, gündelik sohbetleri "Ne zaman geleceksin?" sorularıyla dolmuştu... Gitmesi gerektiğini fark etti Özden, bir teneffüs gibi, hava değişimi gibi... Kendisiyle hesaplaşmaktan kaçamazdı.

İzin aldı bir hafta, unutmaya yetecek kadar uzun, Ankara'ya alışmayacak kadar kısa... Bu kısa zamanı iyi değerlendirmek için uçak yolculuğunu tercih etti bu sefer. Saatlerin kıymetli olduğunu düşündü. İzin öncesi gerekli hazırlıklarını yaptı, uğraması gereken yerlere uğradı...

Refik onu Van'a kadar götürmeyi teklif ettiğinde önce reddetse de sonunda kabul etti, arabaya atladı ve arkalarından giderek kaybolan ufuk çizgisine baktı... Bu şehire geldikten sonra, bu şehirden geçtikten sonra bir daha asla eskisi gibi olamayacağını fark etti... Refik, "Ah ben de bir izin alabilsem" dedi, Özden nasıl sabırsızlandığını fark etti Refik'in, umut dolu sesinde özlemin yankılarını sezdi... "Özlemişsindir Ankara'yı" dedi sorar gibi Refik,

 "Ankara'yı değil ama Ankara'dakileri özledim, annemi, arkadaşlarımı..." Artık Ankara'da olmayan bir adamı özleyip özlemediğini sormadı kendine Özden... Haluk'u düşünmeyi öyle yasaklamıştı ki benliğine; anılarda beliriveren yüzünü şaşkınlık içinde kovmaya çalıştı zihninden.. "Annemin yemekleri, Kızılay'daki kafeleri, arkadaş sohbetleri... Özlemişimdir belki..."

Sonra önüne döndü ve arabanın teybine kendi Mp3'ünü taktı... Ardarda gelen müziklerin eşliğinde yolu izliyordu... O sırada Tolga Çandar'ın davudi sesi doldurdu arabayı...

"Bodrum'lular erken biçer ekini, feleğe kurban mı gittin Bodrum Hakimi..." Refik Özden'e döndü, soran gözlerle baktı... Özden, "Duymadın mı hiç bu türküyü?" dedi... "Yok, duymadım..." diye cevapladı Refik, "Senin gibi disko çocuğu nereden bilsin !" diye tatlı bir azar işitti genç adam...

Bodrum Hakimin acıklı dizeleri devam ederken, türkünün hikayesini anlatmaya başladı Özden yola bakarak...

"Her ağızda farklı bir hal almış olsa da hikaye, en bilinen versiyonlarından biri şöyle; Mefaret Hanım Türkiye'nin ilk kadın hakimlerinden biri olarak 50'li yıllarda Bodrum'da göreve başlıyor. Gözünü budaktan esirgemeyen bu kadını kısa zamanda benimsiyor bölge halkı... Rivayet edildiğine göre bir savcıyla nişanlı hakime hanım... Ne var ki Mefaret Hanım o sırada bir tecavüz sanığına idam cezası veriyor; ancak ceza verilen genç, köyün zenginlerinden birinin oğlu... Daha sonra bir gece o zamanın ünlü ses sanatçısı Zeki Bey'in, hayır Zeki Müren değil; konserine gidiyor ve üst üste 3 kere bir şarkıyı söyletiyor..."

"İşte o gece Bodrum'lular Hakime Hanımı son kez görüyorlar; konserden sonra evlerine dağılıyorlar ancak sabah Mefaret Hanım'ın kendisini asmış halde buluyorlar... Bazıları nişanlısından gelen ayrılık haberine, bazıları Bodrum'lulardan biriyle yaşanan bir yasak aşka bağlıyor intiharını, kimileri ise intihar etmediğini öldürüldüğünü söylüyor; belki o güçlü kadına yakıştıramadıklarından böyle bir çaresizliği... Velhasıl dillerde türkü olarak yaşıyor Mefaret Hanım. Zeki Şen ise bir daha Mefaret Hanım'ın üst üste 3 kez söylettiği o şarkıyı asla söylemiyor. Ben de bir başka sanatçıdan taşplak kaydını buldum; şarkının adı -Uslu Dur Kadınım- defalarca dinlemişimdir" dedi ve bir tuşa bastı; cızırtıların ardından bir taşplaktan nameler duyulmaya başladı, Nazmi Yükselen'in sesinden "Uslu Dur Kadınım" çalıyordu...

"Uslu dur kadınım çıldırtma beni

Ben artık bildiğin o ten değilim

Bir başka yağmurla ıslak mendilim

Yeter artık ağlatma beni

Uslu dur kadınım çıldırtma beni

Dökülmüş yaprağım, sararmış güzüm

Çiğli kirpiklerle yaşlıdır gözüm

Bu gurbet ellerde ben bir öksüzüm

Yeter artık ağlatma beni

Uslu dur kadınım çıldırtma beni"

Şarkı bitince bir sessizlik oldu arabanın içinde, Refik'in dalgın gözleri yolu takip ederken Özden de başka diyarlara gitmiş, defalarca kendisine sorduğu o soruyu sormaya başlamıştı, "Mefaret Hanım o gece neler düşünmüştü o ipe bakarken ?"

Refik'in sesiyle bölündü arabadaki sessizlik; "Özden" dedi yutkunarak... "Sana türkü yakmayacaklar değil mi?" sorudaki çaresizlik sarstı genç kızı, her gerildiğinde yaptığı gibi şakayla cevap verdi yol arkadaşına, "Hakimlere türkü yakılıyor Refik" dedi, "Benim gibi savcıyı kim ne yapsın?".

Refik'in kast ettiği bu değildi, Özden de biliyordu, ne var ki böyle ciddi bir soruya cevap verecek takati yoktu genç kızın, yine de kısa zamanda en iyi dostu olan, kabuslarını avutan bu genç adama böyle bir sıkıntı vermeyi yediremedi kendisine "İnsanoğlunun en onurlu eylemlerinden biri olarak tanımlasa da birileri intiharı, ben hiç yakıştırmadım kendime Refik" dedi, "Günah olabilir, evet, ama bundan öte, bırakıp gitmeyi, en azından adil bulmuyorum" diye ekledi...

Genç adamın ciddi biçimde rahatladığını görünce bir kez daha üzüldü Özden, yıllar önce etrafına neşe saçan, umut dolu o kız kim bilir nasıl görünüyordu o cepheden bakınca? Bunu sevdiklerine yapmaya hakkı yoktu her şeyden önce...

Yol kenarlarında durdular, kimi zaman manzarayı seyrettiler kimi zaman köy çeşmelerinden su içtiler... Yolculuklarını uzattıklarına aldırmadan yavaş yavaş gidiyorlardı.

Van'a geldiklerinde bir lokantada durup yemek yediler, Özden'in acıyla burulan yüzündeki ifadeyi görünce Refik telaşa kapıldı, "Ülser" dedi Özden, "Arada bir tutar, meraklanma, alıştım ben, ilacımı almayı ihmal ettim sanırım..."

 Acı çekilen değil yutulan bir şeydi, belki bu yüzden midesi isyan ediyordu zihninden önce...

Havaalanına vardıklarına Ankara uçağının kalkmasına az kalmıştı, küçük bir valizle gidiyordu Özden... Refik'ten ayrılırken zihninde beliren bir başka vedanın anılarını uzaklaştırmaya çalışıyordu...

"Kendine dikkat et" dedi Refik, Özden'e...

"Şu dediğine bak, asıl sen kendinde dikkat et" dedi Özden ve sonra sanki yıllardır dostmuşcasına sarıldı Refik'e; sigara, traş kolonyası ve güven kokan kollarında gözlerini yumdu ve sonra "Ankara'dan bir şey istemek aklına gelirse ara beni, haftaya geleceğim, o zamana dek tek parça kal olur mu?" dedi...

Kapıya doğru elinde çantasıyla yürürken geriye bakmadı Özden, baksaydı arkasından dalgın dalgın onu izleyen Refik'in bakışlarıyla karşılaşacaktı...

Ankara uçağı onu bir başka diyara götürüyordu. Özden üzüntüyle bir gerçeği fark etti; yeni evini bırakıp hayaletlerle dolu bir şehre dönmeyi hiç istemediğini...

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu

Etiketler : Mola, Van, Bodrum Hakimi, 8.Bölüm, Uslu Dur Kadınım

Yorum Gönder

Adınız :

Yorum Başlık:

Yorumunuz:

4 yorum yazilmistir
  1. Yazan: atesidamla | Tarih: 2009-09-20 21:48:41
    Konu: teşekkür ederim
    teşekkür ederim, hayır bir kitaptan değil bu parçalar, bir kitap da olmayacaklar sanırım...

    Bağlantı »

  2. Yazan: | Tarih: 2009-09-20 21:42:37
    Konu: hikaye
    :) kitabını alıp okumak için..

    Bağlantı »

  3. Yazan: atesidamla | Tarih: 2009-09-19 20:56:25
    Konu: cevap
    ben yazıyorum, neden sormuştunuz?

    Bağlantı »

  4. Yazan: | Tarih: 2009-09-19 09:04:44
    Konu: hikaye
    bu hikayeyi siz mi yazıyorsunuz başka bir
    yerden mi aktarıyorsunuz acaba ?

    Bağlantı »